
17 Ağustos 2020 tarihinde 18:06:53’te yine bir Güneş-Merkür kavuşumu yaşandı ve bu da defalarca yazımını ertelediğim “cazimi” hususunda bana tekrar bir fırsat sunmuş oldu. Dolayısıyla ben de bu yazıda, özellikle Helenistik metinlerde geçen ve cazimi kavramına kaynaklık etmiş olan ilginç birkaç husustan söz edecek ve çok az da ışın altında kalma ve yanmaya değineceğim.
Çok genel olarak cazimi, bugün alıştığımız tanımlamayla “Güneş’in kalbinde olmak” demektir ve böyle bir gezegen kral tarafından imtiyazlıdır; dolayısıyla bu durum, “yanma” pozisyonunun olduğu bir bölgede gezegene özel bir kuvvet vermektedir, gezegen etkilidir ve bazı astrologlara göre de iyi yönlerini açığa çıkarır.
Günümüzdeki tartışmalar ise genel olarak cazimi pozisyonundaki bir gezegenin orb miktarı, NASA’nın verilerinin mi yoksa klasiklerin mi tercih edilip edilmemesi gerektiği, belirli bir tolerans değeri dahilinde enlem şartı, her gezegenin cazimi olup olamayacağı gibi konular etrafında dönüyor. Böylece çoğunlukla teknik detaylar hususunda birden fazla fikir var ve bunlar da biraz eksik biraz fazla bu gibi başlıklar altında toparlanabilir. Ne var ki ben, sadece teknik değil anlamsal olarak da farklılıklardan bahsetmek istiyorum. Konu hakkında çeşitli desteklerde bulunan değerli öğrenci arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum.

Resim: Gemini yapay zekâ ile üretildi.
Tarihsel Süreç ve Anlam
Klasik astroloji geleneğinin önemli yorumlama tekniklerinden birisi olan caziminin görünen o ki Helenistik astrolojik bir kökeni var. Böyle bir durum, klasik astroloji dediğimiz zaman artık “hangi klasik?” şeklinde bir soru sormamız gerektiğine de işaret ediyor; klasikler artık birbirleriyle özellikle bazı hususlarda güçlükle bağdaşabilen bambaşka astrolojiler olarak yerlerini almış durumda. Genel bir izlenim olarak konuşuyorum, bugün otomatik bir şekilde kabul ettiğimiz bazı bilgiler daha eskilerde çok daha farklı değerlendirilmiş görünüyor. Pek tabii ki sonraki süreç önceki süreci iyileştirmiş, geliştirmiş olabilir ancak farklı yorumlamış da olabilir. Nihayetinde tarihsel anlamda zamanda önde olmak daha doğru olmak demek değildir; bu, pekâlâ başka bir bakış açısıyla yola devam edildiği anlamına da gelebilir.
Fakat genel itibariyle bu tartışmalar pek tabii ki asılsız değildir ve ben de kadim bilgilerin daha çok Antik Dönem tarafında olduğumdan bu konuya böyle bir açıdan yaklaşmak istiyorum, uygulamam da bu yöndedir. Dolayısıyla konu günümüzdeki cazimi kavramına nereden ve nasıl evrildi, öncelikle buna bir bakmaya çalışalım…
1. Bâbil
Aslında caziminin ait olduğu aile, “gezegenlerin sinodik döngüleri” dediğimiz kavramdır ve bundan da yaklaşık olarak, bir gezegenin Güneş’le kavuşumundan tekrar kavuşumuna kadar geçen süreci anlıyoruz. “Sinodik” dediğimiz kelime “buluşma noktası” demektir ve tam olarak bunu kasteder. Tabii ki tüm döngü gezegenlerin sadece Güneş’le değil, birbirleriyle olan ve tekrar kavuşumla biten süreçlerini de kapsıyor, ama bizi şu anda ilgilendiren Güneş’le alâkalı olan kısım. [1]
Buradan hareketle caziminin çok daha uzak geçmişinde Bâbil olabilir, çünkü çoğunluğu Bâbil’de Aššurbanipal kütüphanesinde bulunan ve ilkleri, I. Bâbil Hanedanlığı olan MÖ 1670 yıllarına kadar giden bu çivi yazılı tabletlerin (Enuma Anu Enlil, kısaca EAE) 63. tabletinde özellikle Venüs gözlemleri vardır [2] ve bu gözlemlerde Venüs sabah (Güneş’in doğuşundan önce doğuda görünür olmak) ve akşam yıldızı (Güneş’in batışından sonra batıda görünür olmak) olarak ayrı ayrı değerlendirilmektedir ki bu, Venüs’ün batıda ve doğuda görünürlüğüyle ilgilidir, dolayısıyla gezegenin Güneş’le kavuşumundan bir sonraki kavuşumuna kadar geçen süreç dikkatle incelenmiştir. Burada bir terim olarak cazimiden bahsedilmemektedir, buna dair bir iz yoktur fakat cazimi sonuçta bir Güneş’le kavuşum fenomeni olduğu için bu terimin o binyıllara dayanıyor olabileceğinden bahsedebiliriz çünkü Venüs’ün sinodik döngüleri bu tabletlerde vardır, dolayısıyla en azından böyle bir şey düşünmemiz olasılık dahilindedir. Ne var ki caziminin Bâbil kökeniyle (ayrıca olasılıkla Mısır kökeniyle. Duat, Güneş ışığıyla örtülmüş gezegenlerin yeraltına iniş süreci şeklinde düşünülebilir) ilgili kısmı bir spekülasyondan öteye götüremiyorum, dolayısıyla bu yazılanları sadece “olabilir mi?” şeklinde bir fikir olarak algılayıp bırakalım ve Helenistik Döneme geçelim.
2. Atinalı Antiochus (MS geç 1. yy ile 2. yy’ın ortaları)
Bâbil kökeni hususundaki spekülasyonum bir yana, Helenistik Dönemde caziminin olduğu yönünde doğrudan izlenimlere sahibiz. Dolayısıyla ilk olarak, cazimiyi anlatan veya öncül olarak sonraki zamanlardaki oluşumu ve evrilmesine kaynaklık eden Atinalı Antiochus’u konuk etmek istiyorum.
Aslında bugünkü tahminler ışığında, Atinalı Antiochus’un yaşam yıllarının bir başka Helenistik dönem astroloğu olan Serapion’la neredeyse aynı döneme denk geldiği düşünülüyor. O yüzden bu ikisi arasında hangisinin daha önce geldiğini bilemiyoruz. Fakat Antiochus, alttaki alıntıda da görülebileceği üzere kendisinden önce hiçbir astrologta bu bilginin olmadığını, onu kendisinin test ederek bulduğunu söylüyor. Doğru veya yanlış bilinemez, fakat bu nedenle onu caziminin en eski versiyonunu aktaran yazar olarak ilk sıraya yerleştirmek durumunda kalıyorum. Bu arada birçok web sayfasında cazimiye ilişkin en eski bilginin Mısırlı Rhetorius (MS 6. veya 7. yy) kaynaklı olduğu söylenmektedir fakat Rhetorius, David Pingree’ye ve Robert Hand’a göre [3] cazimiyi doğrudan Atinalı Antiochus’tan alıntılamıştır. Rhetorius’u da karşılaştırılması maksadıyla dipnotta [4] veriyorum, her iki metin de neredeyse birebir aynıdır:
Atinalı Antiochus: “And we have said these things concerning the stars which rise in the morning or the evening. For, those of the stars which have come to be setting or retrograde are inactive and weaker and irregular in relation to what they do, except for those stars which are in the heart. And those stars are said to be in the heart which travel in company with the Sun, either on the same degree, or beside it. Non of the ancients was aware of this phase, but we record it after having tested it, since Ptolemy calls this phase “synodic”, though he has not spoken of its activity.” [5]
Türkçesi: “Bu şeyleri yıldızların doğusal veya batısal doğuşları hakkında söyledik çünkü yıldızlar, kalpte olanlar dışında, batışta veya geri harekettelerken aktif değillerdir, daha zayıftır ve yaptıklarına istinaden (=etki olarak, çn) istikrarsızdırlar. Ve kalpte olanlar da, ya aynı ya da bitişik derecede Güneş’le birlikte hareket edenlerdir. Eskilerden hiçbiri bu fazı bilmiyordu ancak biz bunu test ettiğimiz için kaydediyoruz çünkü Ptolemaios, tesirinden bahsetmemesine rağmen bu fazı “sinodik” şeklinde tanımladı.”
Ptolemaios gerçekten de, Tetrabiblos’un IV. kitabının “Evliliğe Dair” isimli V. başlığı altında kavuşuma (sinodik) ve Güneş ışını altında kalma durumuna değinmekte, fakat burada Antiochus’un da dediği gibi cazimi anlamında özel bir pozisyondan konuşmamaktadır. Öte yandan caziminin kavuşum orbu hakkında da fikir sahibi oluyoruz; Holden’in 2. dipnotuna göre bu, 1 drc’dir. [6]
Yorum
Antiochus’un cümlelerinden çıkan sonuçlar şu şekilde toparlanabilir:
a) Synodikos “kalpte olmak” demektir ve bu durumda olan gezegenler aktif, güçlü ve etki anlamında istikrarlıdır, ama burada bir gezegenin iyicil olma, muhteşem sonuçlara ulaşma vs. gibi olası başka sonuçlarından söz edilmemektedir.
b) Bir gezegenin cazimi olabilmesi için, Güneş’le arasındaki mesafenin 1 drc’yi geçmemesi gerekir ve gezegen Güneş’le aynı derecede olmak zorunda da değildir yani orb 1 drc’dir. Aynı zamanda enlem şartından da bahsedilmemektedir.
c) Yazılanlara göre bu pozisyon daha eskiler tarafından bilinmemektedir, dolayısıyla cazimi derken aslında tamamen sözkonusu astroloğun kazandırdığı bir teknikten de konuşuyor olabiliriz.
3. İskenderiyeli Serapion (MÖ 1. yy veya MS 1. yy)
Şimdi, Antiochus’un yorumundan daha farklı, en azından daha ilginç bir başka Helenistik metine, Serapion’a bakabiliriz: Serapion’daki problem, ona atfedilen fragmanlarda başka yazarlardan da bilgiler olduğudur fakat yine de alttaki alıntıların, Serapion’un kendisinden daha sonraki dönemlerdeki başka yazarlardan eklendiklerine ilişkin bir bilgi bulunmuyor. O yüzden sözkonusu alıntıları, Antiochus’la birlikte yine cazimi kavramına ilişkin en erken dönem synodikos/cazimi tanımlamaları şeklinde düşünebiliriz:
Alıntı 1. “The [stars] under the beams of the Sun are themselves weak: the Sun, taking hold of their strength, distribute their effects in appropriate times: the good ones to Venus and Jupiter, the bad ones to Mars and Saturn, particularly when they are in profitable signs. If they are synodic, in some way they gain strength due to their having their share of the light of the Sun, and they return their effects in later times, if they are in profitable signs. Mercury particularly rejoices being synodic and gets effectual.” [7]
Türkçesi: “Güneş ışınları altındaki (yıldızların) kendileri zayıftır: Yıldızların (=gezegenlerin) gücünü ele geçiren Güneş, uygun zamanlarda onların etkilerini; iyi olanlarınkini Venüs ve Jüpiter’e, kötü olanlarınkini ise Mars ve Satürn’e –özellikle bunlar faydalı (uygun) burçlarda (veya, evlerde; ev=burç) olduklarında– iletir. Bu yıldızlar sinodik olduklarında, Güneş’in ışığından nasiplendikleri için bir şekilde güç kazanırlar ve faydalı (uygun) burçlarda (veya: evlerde) oldukları sonraki zamanlarda etkilerini açığa çıkarırlar (bir nevî “hissedilir olur” anlamında). Bilhassa Merkür sinodik olmayı sever (veya: olmaktan sevinir) ve etkili (efektif) olur.” (Türkçe çeviriye katkıları için Hakan E. Kayıoğlu, Ö. Demirağ ve Barış Özbayraktar’a teşekkür ederim).
Alıntı 2. “The stars that happen to be on advantageous places of the birth, that is, when they are found upon pivots, on a phase, on Lots, and exactly on synodic conjunctions, are said to be dominating (᾿ισχύοντες).” [8] (Buradaki “synodic conjunctions” ifadesi ille de Güneş-planet kavuşumuna işaret etmek zorunda değil, gezegen-gezegen kavuşumu da kastediliyor olabilir, ancak hangisinin kastedildiği belli olmadığından yine de metni ekliyorum).
Türkçesi: “Doğum anında tesadüfen uygun/avantajlı/faydalı ikâmetlerde bulunan yıldızlardan için –ki bunlar köşelerde, fazlarında, Arap noktalarıyla birlikte ve ekzakt bir şekilde sinodik kavuşumda olmaktır– dominanttırlar denir (᾿ισχύοντες).”
Alıntı 1 ve 2’de geçen faydalı/uygun burçlar/evler, Serapion’a göre 4 köşe evi ile II-V-VIII-XI. evlerdir. [9]
Yorum
a. İlk olarak Alıntı 1’e bakalım fakat metinde geçen “uygun zamanlarda” ve “sonraki zamanlarda” ifadeleri Serapion’un yorumlanmasında güçlük çıkarıyor: Öncelikle Güneş, ışınları altındaki gezegenlerin güçlerini ele geçirmekte ve onları zayıflatmaktadır. Fakat daha sonra “uygun zamanlar” gelmekte ve Güneş bu uygun zamanlarda gezegenlerin güçlerini onlara iletmekte, bir nevî geri vermektedir. Buradaki “uygun zamanları” synodikos/cazimi anı, tam sıfır orblu an olarak yorumluyorum.
b. Ne var ki metnin geri kalan kısmının yorumunda işimiz zorlaşıyor: Yıldızlar sinodik yani cazimi oluyor ve o anda güç kazanıyorlar, ne var ki faydalı (uygun) burçlara/evlere geçtikleri “sonraki zamanlarda” etkileri açığa çıkıyor, hissedilir veya bir anlamda görünür oluyor. Fakat işte zaten tam olarak bu nokta problemli: Eğer gezegenler sinodik anda/cazimi anında güç kazanıyorlarsa (ki bu, kabul edilecekse Alıntı 2’ye göre de böyledir; eğer gezegenler ekzakt bir şekilde sinodik kavuşumda olurlarsa dominant olurlar), etkileri neden daha sonraki zamanlarda bulunacakları uygun/faydalı evlere/burçlara girdiklerinde açığa çıkıyor? Zaten sinodik anda güç kazanmamışlar mıydı?
Bu soruyu yanıtlayabilmek için birkaç yorum denenebilir:
Versiyon 1: Bir gezegen cazimi anında güçlüdür, fakat yaşamın ilerleyen zamanlarında bu gezegenler daha uygun evlere girdiklerinde etkilerini daha güçlü görürüz.
Versiyon 2: Horary astroloji kastedilmiştir; sorunun sorulduğu anda cazimi varsa gezegen güçlüdür, fakat ilerleyen zamanlarda uygun evlerde olduklarında etkiler görünür olur, soruyla ilgili yanıt alınır.
Versiyon 3: Cazimi anında gezegen gerçi dominanttır ve güçlüdür fakat bu güç henüz potansiyel anlamdadır. Gezegen ne zaman ki uygun burçlara/evlere girer, o zaman bu potansiyel güç fonksiyonel güç hâlini alır. Dolayısıyla tam o sıfır anını, ilerde fonksiyonel olacak potansiyel bir güç olarak görmeliyiz; bir kuvvet gerçi mevzu bahis olabilir ancak henüz işler değildir. Ne zaman ki gezegen Güneş ışınları altından çıkacak ve Serapion’a göre uygun/faydalı ev veya burç anlamında “ikâmetlere” girecek, o zaman potansiyelini, yani topladığı gücü fonksiyonel anlamda kullanabilecek.
“Sonraki zamanlarda” gibi bir gelecek zaman ifadesiyle ilişkili olarak aklıma gelenler bunlar ve bir anlamda doğru olabilir fakat Serapion’dan günümüze sadece parça parça fragmanlar kaldığından, bu ifadelerin kendi ana bağlamı içinde nasıl yazıldıklarını, önlerinde arkalarında nasıl cümleler olduğunu bilmiyoruz, dolayısıyla yalnızca eldeki 2 paragraftan yorum yapmaya çalışıyoruz.
Antiochus, synodikos/cazimiyi kendisinin bulduğunu söylemişti ve onda bu tür bir gelecek zamanlı bir ifade yok, sonraki yazarlarda da rastlanmıyor. Dolayısıyla Serapion başka bir husustan, bir ek detaydan, bir ayrıntıdan, bir ilâve tanımdan konuşuyor olabilir. Ancak bu noktada yine de kesin olan şey, potansiyel veya fonksiyonel bilinmez, synodikos anında gezegenlerin güçlü ve dominant olduklarıdır.
b. Serapion’da cazimi pozisyonuna ilişkin bir orb miktarı verilmemektedir. Fakat Alıntı 2’de “ekzakt sinodik kavuşum” ve 1’de de “sinodik olmak” şeklinde ifadelere rastlıyoruz ve bu da hem Antiochus’a hem de diğer başka astrologlara göre 1 drc şeklinde geçmektedir ve bu nedenle de Serapion da kuvvetle muhtemel 1 drc’yi kastetmektedir. “Sinodik kavuşum”la bir gezegenin Güneş’le kavuşumuna değinilir ve eski Yunanca “synodos” kelimesi de “bir araya gelmek” demektir.
c. Tüm gezegenler cazimi olabilir (en azından Venüs, Jüpiter, Mars, Satürn ve Merkür ismen anılıyor, Güneş ise zaten cazimiye neden olan gezegen, dolayısıyla burada tek eksik olan Ay’dır. Fakat Alıntı 2’de ayrım yapmadan tüm yıldızlar kastedilmektedir, dolayısıyla Ay’ı da ekleyebiliriz) ve görünen o ki enlem şartı da aranmamaktadır.
d. Caziminin veya sinodik kavuşumun getirilerinin her zaman “iyi” olmadığını anlıyoruz ve bu çok önemli bir ayrıntıdır çünkü cazimide genel kabul, onun bir gezegene meselâ şans gibi pozitif bir özellik verdiğidir. Ne var ki metinde 2 malefik ile 2 benefiğin Güneş’le tam sıfır noktasında kavuşumu birbirinden farklı değerlendirilmektedir: Mars ve Satürn ile Venüs ve Jüpiter’in Güneş’le tam sıfır anındaki kavuşumları, güçlerinin bir araya gelmesidir; kötücüllerin kötücüllükleri, iyicillerin ise iyicillikleri bir anlamda resetleniyor ve bu da tam kavuşum esnasında bir enerji toplanmasına yol açıyor ki kötücüller kötücüllüklerini ve iyiciller de iyicilliklerini tekrar ele geçiriyorlar. Öte yandan Merkür’ün durumu daha başka görünüyor: Metne göre özellikle onun böyle bir süreci en coşkun hâliyle yaşaması yani sevinmesi, bana göre onun Güneş’ten en az uzaklaşabilen gezegen olmasıyla alâkalıdır; Merkür’ün sinodik süreci diğer tümüne oranla en kısa oranıdır ve hızı bu kadar yüksek bir gezegenin de pek tabii ki sürekli enerji yenilemesi, bir anlamda “tankını doldurması” gerekmektedir ve bu da ona, diğerlerine oranla “daha fazla sevinmesi” için önemli bir gerekçe sunmaktadır, çünkü Merkür’ün tankı diğer tümünden çok daha hızlı boşalmaktadır. Merkür şu veya bu şekilde, sürekli beslenmeye muhtaç bir gezegendir ve Serapion’a göre her besleniş onu diğerlerinden daha mutlu etmektedir.
4. Porphyrios (MS 3. yy)
“For the conjunction is lordly whenever it changes to be partile [conjunct] the Sun in the same sign, not being separated from it by more than 59 minutes.” [10]
Türkçesi: “Gezegenler 59 dk’dan daha fazla uzaklaşmamak kaydıyla, Güneş’le aynı burçta olarak onunla kavuşuma giderlerse, bu kavuşum lordvarîdir (yüce, kibirli, amirane, yönetsel).”
Yorum
a. Porphyrios’a göre synodikos pozisyonu Güneş’le aynı burçta partil kavuşumda olmalıdır ve orb miktarı da en fazla 1 drc’dir. Ne var ki son derece kuvvetli olan partil açılarla, Porphyrios’un metnine göre partil kavuşumla ilgili bir sorunumuz var ve bu sorun da, partil bir kavuşumun en fazla 1 drc içinde mi olması gerektiği yoksa aynı derecede olmak kaydıyla en fazla 1 drc mi olduğu yönündedir. Eğer aynı derece içinde olmak kaydıyla 1 drc’ye kadar orb kullanılacaksa, o hâlde synodikos/cazimi çok sık rastlanmayan bir fenomen hâlini alır. Ancak öte yandan böyle düşündüğümüzde bazı teknik problemler içinde kalıyoruz: Meselâ Merkür 28 drc 59 dk pozisyonunda Boğa’da olsun. Eğer Güneş de 29 drc 00 dk Boğa’da olursa, her ikisi de aynı derece rakamı içinde olmadığı için “Merkür cazimi değildir” demek zorunda kalacağız ve bunun da ne ölçüde anlamlı olduğu, tartışılır bir durum arzedecek.
b. Synodikos pozisyonunda olan bir gezegen amiranedir, hükmedici ve kibirlidir. Buradaki ifade de genel itibariyle bir “güç” şeklinde yazılmış, ama herhangi “iyi” bir durumdan bahsedilmiyor.
5. Paulus Alexandrinus (MS 4. yy)
Alıntı 1: “They become conjunct whenever they happen to be in the same degree as the Sun in the same sign, not being distant from it by more than approximately 59 minutes”. [11]
Türkçesi: “Gezegenler, Güneş’le aynı burçta aynı derece içerisinde bulunmak koşuluyla ondan yaklaşık en fazla 59 dk (=0 drc 59 dk 59 sn) uzaklıkta olurlarsa kavuşumdadırlar.”
Alıntı 2: Skyscript Forum’dan “Margherita” isimli kullanıcı ise kitabın İtalyanca versiyonundan şu şekilde bir çeviri yapmış; İtalyancasında “kavuşum” ifadesi burada doğrudan “sinodik” şeklinde geçiyor:
“They are called synodical when they are in the same sign and degree of the Sun. What does he mean? Planets, when they are in the sign of the Sun are called synodical, especially when they are in the same degree of the Sun, in 59′ ” Olimpiodorus, c. 11 in Paulus Alexandrinus. (I took it from Italian version, but you should have an English one).
Türkçesi: “Eğer onlar (gezegenler), Güneş’le aynı burçta ve derecede iseler sinodik olarak adlandırılırlar. (Paulus) neyi kastediyor? Gezegenler, eğer özellikle 59 dk dahilinde Güneş’le aynı derecede olurlarsa, sinodik şeklinde isimlendirilirler.” [12]
Yorum
a. İlk sıradaki tercüme olan Holden’ın çevirisinde İtalyancasına göre farklılık “kavuşum” ve “sinodik” kelimelerinde fakat bunlar aynı anlamda kullanılıyor. Ne var ki sinodik kavuşumun yani caziminin gezegene özel bir durum bahşettiğine ilişkin bir ifade yok. Fakat en azından teknik olarak burada bir cazimi hâlinden bahsedildiği şüphesiz.
b. Paulus’ta diğerlerinden farklı bir durumla karşılaşıyoruz; başka yazarlarda aynı burç ve aynı derecede, ama 0 drc 59 dk dahilinde olmak gibi bir şart yokken Paulus’ta var. Peki ama bunu böyle mi anlamalıyız?
Açıkçası, eğer bu şekilde anlaşılırsa mevzu problemli bir hâl alacak ve yine aynı sorunla karşılaşacağız: Eğer meselâ Merkür 28 drc 59 dk Aslan’da ve Güneş de 29 drc 00 dk Aslan’da ise, sırf Merkür’le Güneş aynı derecede değil diye synodikos pozisyonu olmuyor mu olacak? Buradan yola çıkarak, Paulus muhtemelen aynı derece içerisinde en fazla 0 drc 59 dk uzaklıkta olma durumuna daha bir vurgu yapmış olmalı diye düşünmeliyiz.
6. Rhetorius (MS 6. veya 7. yy)
Bkz. “2. Atinalı Antiochus” veya dipnot 4.
Sonuçlar
1. Daha sonraki yüzyıllara cazimi olarak geçen ve özel bir duruma işaret eden bu kavramın Antik Dönem karşılığı “synodikos” veya “egkardios”tur. [13] Bunu, hem tanımlardan hem de Rhetorius’un aktardığı Antiochus’un doğrudan “kalpte” ifadesini kullanmasından anlıyoruz.
2. Bir gezegenin Güneş’le enlem (deklinasyon) anlamında belirli bir orbta bulunması şartı yoktur.
3. Güneş’le bir gezegen arasında synodikos durumunun oluşabilmesi için kullanılan orb 0 drc 59 dk 59 sn’dir. Fakat MS 4. yy’da yaşamış Paulus Alexandrinus, ek olarak Güneş’le aynı derecede olma şartı arar. Ancak bu durumu belki de “en cazimi” şeklinde yorumlamalıyız ki bu hususu yazım öncesi kendileriyle paylaştığım değerli öğrenci arkadaşlarım da yaklaşık olarak benzer görüş bildirdiler.
4. Synodikos pozisyonunda herhangi bir gezegen Güneş’in bulunduğu burçta olmalıdır yoksa synodikos olmaz. Diyelim ki bir gezegen 29 drc 59 dk ile İkizler’de ve Güneş de 0 drc Yengeç’te olsun, aralarındaki fark sadece 1 dk olmasına rağmen yine de synodikos olmaz, en azından metinlerde buna ilişkin bir bilgi bulunmuyor. Böyle bir yaklaşım aslında Tüm burç ev sistemi mantığı açısından garip değildir çünkü bu sistemde burçlar ve evler birbirlerinden kes(k)in sınırlarla ayrılır. Bunu, synodikosun kişinin kendi evinde vuku bulması, ama yan tarafın (bitişik evlerin, burçların), komşusunun veya bir farklı kişinin evi olması gibi düşünebiliriz.
5. Synodikos, tüm gezegenlere sonraki dönemlerde bazı yazarlarda geçtiği gibi muhteşem olma, iyi olma, güzel sonuçlar gibi anlamlar katmaz ancak aktiflik, etkinlik (efektivite), amiranelik, kibir ve güç katar. Ayrıca bu anda iyiciller iyi, kötücüller kötü yanlarına tekrar kavuşurlar. Kötücüllerin kötücül, iyicillerin iyi özelliklerini geri alması bana göre yanlış bir düşünce değil çünkü sonuçta gezegenler tam bu anda resetlenerek orijinal formatlarına dönüyorlar. Synodikos pozisyonunu tam anlayabilmek için gerçi sıfırıncı derecesinde olan, fakat efektif bir evde ve kendi yönettiği burçlardan birinde bulunan bir gezegenle karşılaştırabiliriz; gezegen evet, daha henüz resetlenmiştir ve yeni(den) doğmuştur ancak etkilidir.
Ne var ki 1 metinde (Serapion) synodikos için, o anda değil ama sonraki zamanlarda gezegen uygun burçlara/evlere (4 köşe evi + 2, 5, 8, 11. evler) geçtiğinde aktive olacak bir “güç”ten bahsediliyor. Serapion’un fikri şu şekilde oluşmuş olabilir: Sinodik döngü aslında bir tur ve o turun buluşma noktası tam o sıfır anı. O yüzden, yani sinodik bir hareket aslında dinamik bir hareket olduğundan, yani gelecekle (ileri doğru bir hareketle) ilgili olduğundan, bu aşamada aslında yalnızca bir yenilenme olmalı ve o yüzden de etkisini tabii ki gelecek zamanda göstermeli. Dolayısıyla ona göre tam synodikos anını “ilerde fonksiyonel olacak potansiyel güç” şeklinde yorumlamak mümkündür.
6. Serapion’a göre Synodikos’a tüm gezegenler dahildir fakat Merkür ekstra “sevinir”. Bu kadar hızlı hareket eden bir gezegenin enerjisi sürekli boşalacağından, her bir resetlenme kendisine iyi gelmekte, onu mutlu etmektedir. Ancak eğer synodikos meselâ enerjileri tükenmiş (“ölmüşler” artık) çeşitli uzay gemilerinin (=gezegenler) Güneş gibi bir enerji kaynağına varıp tanklarını doldurma anlarıysa, bu durumda sadece Merkür değil her gezegen sevinecektir çünkü hiçbir gemi uzayda yakıtsız kalmayı arzu etmez. Bu uzay gemileri tanklarını yakıtla doldurdukları için pek tabii ki güçlü olurlar çünkü artık gelecekleri en azından bir süreliğine garanti altındadır. Veya bu noktada doğrudan Serapion haklıdır; bir uzay gemisi tankını doldurduğu an henüz güçlü veya aktif değildir, gücü potansiyeldir ancak sonrasında bu güç fonksiyonel de olacaktır.
7. Synodikos konusunu daha metafizik, mistik veya sembolik anlamda da değerlendirebiliriz: Güneş’in çekirdek sıcaklığının çok yüksek olduğunu biliyoruz. Bir gezegen düşünelim; onun ilk yok olma süreci Güneş ışınları altına girdiği an ve gezegen burada yavaş yavaş ölümüne doğru hareket hâlinde. Serapion’un ifadeleriyle, zayıflıyor ve Güneş tarafından tesirine yani bir anlamda varlığına el koyuluyor ve gezegenin görünürlüğünü yitirmesi de başlıyor. Bu süreç olan “ışın altında olma”, Helenistik metinler baz alındığında bir gezegenin Güneş’e 15 drc’den daha az mesafede olmasıyla start alıyor. Aradaki mesafe 7 drc’den daha az olduğunda ise gezegen tümüyle görünmez olacak ve ölüme daha da yaklaşacaktır ki buna “yanma” diyoruz. Bu aşamadan sonra ise o yakıp kavuran sıcaklığın artık tam merkezindeyiz ve tam bu an synodikos/cazimi şeklinde adlandırılıyor ve gezegen ölüyor.
Fakat tam bu ölüm anında aslında mevzu hâlâ kapanmış değil çünkü gezegen turuna yeniden başlayacak, dolayısıyla burası bir temizlenme, arınma ve yeniden doğumun da anı. Bu nedenle gezegen gerçi ölüyor, fakat eş zamanlı yeniden doğumu nedeniyle güç de kazanıyor çünkü her ölümü bir yeni doğum izler. Böyle bir döngüyü holistik, başı sonu olmayan veya birbiriyle iç içe geçmiş bir süreç olarak düşünmeliyiz.
Böylece synodikos anı ruhsal arınma ve temizlenme olarak rahat bir şekilde kullanılabilir, yeni başlangıç şeklinde değerlendirilebilir. Neredeyse kadim tüm kültürlerin geleneklerinde yeniden doğuş ritüelleri tümüyle ateşle ilgilidir (hatta Maternus, Dünya’nın yenilenmesinin ateş ve su ile geleceğini söyler), Anka kuşu küllerinden yeniden doğar ve bu anlamlarda bakıldığında, synodikos anının kendisi sayesinde oluştuğu Güneş’ten daha ateş bir şey olamaz.
Değerli arkadaşım Hakan E. Kayıoğlu ile, bu metin hazırlanırken konuya istinaden (bir gezegenin nasıl olup da “en yanma” hâlinde yanmadığı konusu), özellikle Serapion üzerinden bazı konuşmalar yaptık. Söylediklerini şu anki mevzumuza bağlamak istiyorum: “Bu bakış (astrolojinin kadim kaynaklarının dayandığı pagan bir bakış) Güneş’e tanrısallık ve diğer her şeye hayat bahşeden bir güç atfediyor. Onların gözünden bakmaya çalışırsak, cazimi olgusu yaratıcı enerjinin tam merkezinde yer alarak, bir nevî tanrısal tekilliğin içinde fanî olmayı ve nefsini (varlığını) o yüce gücün varlığında hiçleyerek gücün ve hayatın bizatihi kaynağı olmayı da anlatıyor olabilir. Tasavvufta ve sufî öğretide fenafillah (=göreceli varlık bilincinin mutlak varlıkta kaybolması) ve sonrasında da bekabillah bilinci (=tanrısal bilinçle birleşip sonsuz bir dirilik kazanmak) ile yaşamına devam etmesi konuları vardır. Güneş’in kalbinde olmak belki de bu tür mistik bir akılla/bakışla farklı bir açıdan da incelenebilir.” Aynı şekilde Yonca da caziminin anlamının “çiftken bir olmak, cezm etmek” olduğunu aktarıyor. [14] Ve bu da bir anlamda bütünleşme ile, Bir olma ile ilgilidir. Synodikos, yanmanın hemen ardından gerçekleştiği için, onu bir nevî çölün ortasındaki vaha, bir güç toplama merkezi şeklinde değerlendirmek mümkündür; ölüm ve yeniden doğum aynı anda gerçekleşmektedir.
Dolayısıyla bu anlarda yapılacak kişisel gelişim aktiviteleri, enerji çalışmaları, dua gibi eylemlerde bulunmak mümkündür, özellikle Bir ve Bütün olana dahil olmakla, onunla “aynı kalpte” yer almakla alâkalıdır.
8. Yanma ve Işın Altında Kalma: Konumuzla doğrudan ilgisi olmasa da bunlara ilişkin benim de kullandığım Antik Dönem orbları şöyledir: Işın altında kalma 15 drc ve yanma 7 drc. Bu bilgiler birçok Antik yazarda bulunabilir.
9. Daha sonraki zamanlarda synodikos/caziminin orbu 0 drc 16-17 dk’ya evrildi ve bu miktar da Güneş’in diskinin yarısıdır. Fakat her kültürü kendi gerçekliği içinde değerlendirmek zorundayız. Yarın başka ölçüm aletleriyle orbu pekâlâ 0 drc 1 dk olarak da belirleyebiliriz, o zaman ne olacak?
Buradaki ana mevzu Güneş’in kalbinde olma durumunun ne ölçüde karşılandığıdır; 1 drc’lik bir orbla gezegeni Güneş’e daha hâlâ çok yakın görüyoruz, gezegen Güneş’in etrafından yeteri kadar ayrılmış değildir. Eğer tam olarak bir astroloji-astronomi birlikteliğinden bahsedilecekse, 0 drc 16 veya 17 dk içinde olmak yetmeyecek, tümüyle enlem ve boylam birliktelikleri de aranacaktır. Öte yandan, belki de 0 drc 16 veya 17 dk’lık bir orb “en cazimi” şeklinde de düşünülebilir.
Helenistik Dönem Sonrası Metinler
En azından metinler dahilinde konuşursak, yaklaşık olarak Rhetorius’tan itibaren tüm dünyalar değişmeye ve synodikos terimi de cazimi ismine evrilerek bugün bilinen şeklini almaya başladı fakat bazı istisnalar da yok değildir. Buradan itibarenki kısımları da ekliyorum:
1. Sahl ibn Bishr al-Israili ( MS yak. 786 – yak. 845)
Sahl, bir planetin hangi durumlarda güç kazandığını sıraladığı bölümde şunu yazıyor:
“The tenth is if the planets are in the heart of the Sun, meaning when they are within one degree of it.” [15]
Türkçesi: “Onuncusu (onuncu güç kazanma hâli, çn), bir planetin Güneş’ten uzaklığının 1 drc dahilinde olması yani Güneş’in kalbinde bulunması durumudur.”
2. Ebû Ma’shar (MS 787-886)
Alıntı 1. (Bölüm 4, başlık 30) “2 – The good fortune of the planets is if they are in an aspect of the benefics – either sextile or trine – or they are in conjunction with them, or the malefics are cadent from them, or they are separating from a benefic and applying to another benefic, or they are contained between two benefics, or in the heart, or an aspect of the moon while the moon is made fortunate…” [16]
Türkçesi (Kısmî çeviri yapılmıştır): “Planetlerin iyi tâlihleri […] veya kalpte (cazimi, çn) olurlarsa […] (gerçekleşir).”
Alıntı 2. (Bölüm 4, başlık 33) “15 – the misfortune of the planets is if they are in conjunction with the malefics or in their opposition….Or they are in the conjunction with the sun or in quartile aspect or in opposition…” [17]
Türkçesi (Kısmî çeviri yapılmıştır): “Planetlerin kötü tâlihleri […] veya Güneş’le kavuşumda olurlarsa […] (gerçekleşir).”
3. Demophilus (MS 10. yy)
“When planets are in the heart of the Sun, degree by degree, benefic planets see lasting their good, malefics their evil (in CCAG 5).” [18]
Türkçesi: “Eğer planetler derecesi derecesine (aynı derecede, çn) Güneş’in kalbindelerse benefiklerin iyicillikleri, malefiklerin de kötücüllükleri daimi olur.”
4. Abraham Ibn-Ezra (MS 1089-1164)
Alıntı 1. “Birincisi, bir gezegen Güneş ile aynı derece ve aynı dakikada yer aldığında, eğer aralarındaki mesafe 17 dakikadan daha azsa bu gezegen Güneş ile kavuşum yapar çünkü eğer bundan çoksa buna yanık [denir]; fakat kavuşum sözkonusu olduğunda [işaret ettiği] her şeyin iyi gideceğini gösterir.” [19]
Alıntı 2. “ 98) Güneş ile temasta olan bir gezegen, kralla aynı koltukta oturan birine benzer.” [20]
5. Guido Bonatus (MS 13. yy)
Alıntı 1. “And when the planet is with the Sun in one degree, so that there are 16’ or less between them, both by latitude and longitude (which rarely happens), it is said to be united, and then it is made strong, because it is said to be in the Sun’s forge, that is, in his heart.” [21]
Türkçesi: “Eğer gezegen, Güneş’le 16 dk veya daha az miktarda olmak suretiyle Güneş’le 1 drc içerisinde birlikteyse ve hem enlem hem de boylam derecesi de 16 dk veya daha az miktardaysa (ki nadiren görülür), o zaman planet (Güneş’le) birleşmiş olarak tanımlanır ve bu pozisyon onu güçlü yapar, çünkü gezegen Güneş’in demirci ocağında, yani kalbindedir denir.”
Alıntı 2. “Indeed I am in agreement with them, but not purely and simply. Because if a planet is distant from the Sun by less than 16’ in longitude, and according to latitude it is distant by more than 16’, nevertheless it is combust, because the distinction between combustion in latitude and combustion in longitude is practically imperceptible.” [22]
Türkçesi: “Onları gerçi onaylıyorum, ancak kolayca ve kendiliğinden değil: Eğer bir planetle Güneş arasında 16 dk’dan daha az bir boylam farkı varsa ve 16 dk’dan daha fazla bir enlem farkı varsa buna rağmen yanıktır, çünkü enlem olarak yanma ile boylam olarak yanma arasında bir farklılık kabul edilebilir değildir.”
Alıntı 3. “[…] in nativities or questions, whether the Sun and Moon are joined in one and the same minute according to longitude and according to latitude, and one of the benefics is in the Ascendant […] it signifies that the native or querent will be fortunate […]” [23]
Türkçesi: “Nativelerde (doğum haritası sahibi, çn) veya soru haritalarında, Güneş’in ve Ay’ın enlem ve boylamda bir ve aynı derecede birbirleriyle birleşip birleşmedikleri ve iyicillerden birinin ASC’de olup olmadığı, […] kişinin veya soruyu soranın şansa sahip olup olmayacağı anlamına gelir.”
Bu alıntıdaki kıstaslara göre oluşan bir Güneş-Ay kavuşumu çok nadiren görülebilir.
6. William Lilly (MS 1602-1681)
Alıntı 1. “Cazimi oder das Herz der Sonne: Ein Planet steht im Herzen der Sonne oder cazimi, wenn er nicht mehr als 17 min vorwaerts oder rückwaerts von ihr entfernt ist; z. B. die Sonne steht auf 15.30 im Stier und Merkur auf 15.25 Stier. Hier ist Merkur in cazimi. Alle Autoren halten Planeten in cazimi für gestaerkt.” [24]
Türkçesi: “Cazimi veya Güneş’in Kalbi: Eğer bir planet Güneş’ten, önce veya sonra 17 dk’dan daha fazla uzaklıkta değilse Güneş’in kalbinde veya cazimidir, meselâ Güneş 15 drc 30 dk Boğa’da ve Merkür 15 drc 25 dk Boğa’da. Burada Merkür cazimidedir. Tüm yazarlar cazimideki bir planeti güçlü görürler.”
Alıntı 2. “Steht ein Planet innerhalb von 16 Minuten von der Sonne, sagt man, er ist in cazimi oder in der Sonne Hitze. Dann ergibt dies ein zusaetzliches Glück und er ist bewundernswert stark.” [25]
Türkçesi: “Eğer bir planet Güneş’ten 16 dk dahilinde uzaksa cazimidedir veya Güneş’in şiddetli sıcaklığındadır denir. Bu durum (gezegene) ek bir şans getirir ve o, takdire şayan bir güçtedir.”
Dipnotlar/Kaynaklar
[1]: https://www.lunarplanner.com/HCpages/SynodicCycle.html ve https://www.starzology.com/synodic_cycles/#:~:text=Synodic%20cycles%20refer%20to%20the,can%20unfold%20during%20the%20phase., 06.05.2020
[2]: https://de.wikipedia.org/wiki/Enuma_Anu_Enlil ve https://leibnizsozietaet.de/wp-content/uploads/2012/11/03-Filling.pdf , S. 27, 06.05.2020
[3]: Rhetorius the Egyptian, Astrological Compendium, çev. James Herschel Holden, American Federation of Astrologers, Tempe, Arizona, 2009, S. xix ve Antiochus of Athens, The Thesaurus, çev. Robert Schmidt, Volume II-B, Berkeley Springs, 1993, S. viii, dipnot 3 (Robert Hand).
[4]: Mısırlı Rhetorius: “[…] And we have said these things about the morning and evening risings of the stars, for the settings and retrogrades of the stars are inactive and weaker and uneven in their action, except the stars that are in the heart. And the stars that are in the heart are said to be those that are conjoined partilely to the Sun, either in the same degree or an adjacent degree. None of the ancients have made mention of this phase, but, since we have found [it] by experiment, we have added it to the list, because even Ptolemy spoke of conjunction as a phase bu didn’t mention its force.” [Rhetorius the Egyptian, Astrological Compendium, çev. James Herschel Holden, American Federation of Astrologers, Tempe, Arizona, 2009, S. 4]
Türkçesi: “Bu şeyleri yıldızların doğusal ve batısal doğuşları hakkında söyledik çünkü yıldızlar, kalpte olanlar dışında, batışta ve geri harekettelerken aktif değillerdir, zayıftır ve etkilerinde istikrarsızdırlar. Ve kalpte olanlar da, ya aynı ya da bitişik derecede Güneş’le kısmen bağlantıda olanlardır. Eskilerden hiçbiri bu fazdan konuşmadı ancak biz bunu test ettiğimiz için listeye ekledik; Ptolemaios’un kendisi dahi bir faz olarak kavuşumdan bahsetmesine rağmen bu hususta bir güce değinmedi.”
[5]: Antiochus of Athens, The Thesaurus, çev. Robert Schmidt, Volume II-B, Berkeley Springs, 1993, S. 4-5
[6]: Rhetorius the Egyptian, Astrological Compendium, çev. James Herschel Holden, Tempe/AZ, 2009, S. 4, dipnot 3 ve 4, Ptolemaios’taki ilişkili yer için de bkz.: https://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Ptolemy/Tetrabiblos/4B*.html#ref31, 19.08.2020
[7]: https://www.hellenisticastrology.com/translations/serapion-definitions.pdf, S. 8
[8]: [7] ile ak, S. 2
[9]: [7] ile ak, S. 1
[10]: Porhyry the Phlosopher, Introduction to the Tetrabiblos and Serapio of Alexandria, Astrological Definitions, James Herschel Holden, Tempe/AZ, 2009, S. 6
[11]: Paul of Alexandria, Introduction to Astrology, çev. James Herschel Holden, Tempe/AZ, 2012, S. 22-23. Ayrıca bu kitabın daha eski bir baskısında Robert Schmidt de aynı çeviriyi yapıyor: Paulus Alexandrinus, Introductory Matters, çev. Robert Schmidt, Berkeley Springs, WV, 1995, S. 28
[12]: http://skyscript.co.uk/forums/viewtopic.php?t=4348, 06.05.2020
[13]: https://www.astro.com/astrology/ivccn_article180927_e.htm?&lang=g, 26.08.2020
[14]: http://www.astroyonca.com/index.php/2018/10/04/cazimi-nedir-kazimi-degil-cazimi/, 26.08.2020
[15]: 5. dipnot: https://www.astro.com/astrology/ivccn_article180927_e.htm?&lang=g, 25.08.2020. Dipnotta kaynakçası verilen eser: Sahl bin Bishr, Introductorium de principii iudiciorum Zahelis Ysmaelitae, in Works of Sahl and Masha’allah, translated & ed. by Benjamin N. Dykes, Cazimi Press, Golden Valley 2008, p. 41.
[16]: http://skyscript.co.uk/forums/viewtopic.php?t=4348, 25.08.2020 (Yuzuru isimli kullanıcının paylaşımı). Paylaşımda adı geçen eser: Abbreviation of the Introduction to Astrology, (edit. ve çev.) Charles Burnett, Tempe/AZ, 1997, Bölüm 4, Başlık 30
[17]: [16] ile ak, Bölüm 4, Başlık 33
[18]: http://skyscript.co.uk/forums/viewtopic.php?t=4348&postdays=0&postorder=asc&start=0, 25.08.2020, (Margherita isimli kullanıcının paylaşımı).
[19]: Avraham Ibn-Ezra, Bilgeliğin Başlangıcı, (çev.) Sibel Oltulu, Eylül 2018, İstanbul, S. 108
[20]: [19] ile ak, S. 127
[21]: https://www.astro.com/astrology/ivccn_article180927_e.htm?&lang=g, 25.08.2020, 6. dipnot. Dipnotta kaynakçası verilen eser: Guido Bonatti, Book of Astronomy, translated by B. Dykes, Cazimi Press, Golden Valley, MN 2007, p. 211
[22]: [21] ile ak (p. 211), dipnot 8
[23]: [21] ile ak (p. 325), dipnot 9
[24]: William Lilly, Christliche Astrologie, Buch 1 und Buch 2, Tübingen 2007, S. 141
[25]: [24] ile ak, S. 333

Her zaman diyorum kaleminiz çok kuvvetli Süper bir yazı olmuş.